Bu, Dünyanın En Eski Zihin Değiştirici Bitki Tasviri mi?
Bu, Dünyanın En Eski Zihin Değiştirici Bitki Tasviri mi?
Paylaş
www.arkeofili.com
İspanya’daki El Castillo Mağarası’ndaki 17.000 yıllık kırmızı işaretler, yeni bir yoruma göre psikoaktif bir çiçek olabilir.

Beş kırmızı çan şeklindeki çizimin bulunduğu El Castillo panosu. C: Geneviève Von Petzinger
Kuzey İspanya’daki El Castillo Mağarası’nın derinlerinde, ana yoldan ayrılan bir yan geçitte, çoğu ziyaretçinin önünden fark etmeden geçeceği küçük bir resimli pano bulunuyor.
Yaklaşık 17.000 ile 15.000 yıl önce arasında yapılan pano, her biri biraz çana benzeyen beş kırmızı işaret taşıyor. Bunların altında, bir sunağın kenarı gibi doğal bir taş çıkıntı uzanıyor. Bir yüzyılı aşkın süredir arkeologlar bunları yalnızca “çan biçimli işaretler” olarak kataloglamış ve anlamını bilmediğimiz buzul çağı işaretlerinin o geniş başlığı altına yerleştirmişti.
Dünya genelinde şamanik ritüellerde kullanılan bitkileri inceleyen doktora araştırmasından yola çıkan Benjamin Pothier. adlı araştırmacı, bunların çiçek olabileceğini öne sürüyor. Daha açık olmak gerekirse, bunar zihin değiştirici çiçeklerdi. Psikoaktif bir itüzümü bitkisinin çanı, büyük olasılıkla güzelavratotu ya da yerel bir banotu.
Araştırmacı, 2021’de, Çin’in bilinen en eski resimli metni olan Chu İpek El Yazması üzerine çizilmiş bir ağaç için benzer bir savı ortaya koyan bir makale yayımlamıştı. Araştırmacı bu ağacı, erken Çin şifalı bitki kitaplarında kullanıcısının ruhları görüp onlarla konuşmasını sağladığına inanılan bir bitki olarak okuyor.
Araştırmacının yorumu doğruysa, bu sıradan görünen kırmızı işaretler, dünyanın herhangi bir yerinde bilinen en eski zihin değiştirici bitki tasviri olacak; hem de binlerce yıl farkla. Ve bu, tıpkı Kaliforniya’daki Pinwheel Mağarası’nda olduğu gibi doğrulanabilir. Orada, kayanın çatlaklarına sıkışmış halde bulunan çiğnenmiş halüsinojen bitki parçaları, kaya sanatında betimlenen bir bitkinin o alanda tüketildiğine dair dünyadaki ilk kesin fiziksel kanıtı sunmuştu.

Yan yana: bir güzelavrat otu (Atropa belladonna) çiçeği ve El Castillo çan çiziminin detayı. C: Wikimedia Commons ve Geneviève Von Petzinger
Bir güzelavratotu çiçeğine, ardından da işaretlere bakıldığında, benzerliği görmezden gelmek güç. Aşağı sarkan, beş loplu bir çan, ağzı dışa doğru açılıyor ve taç yaprağı boyunca soluk damarlar iniyor.
El Castillo işaretleri bu silueti ortaya koyuyor: dışa açılan çan, aşağı doğru sarkış ve birçoğunda, canlı çiçeğin damarını yansıtan merkezi bir çizgi. Bölgeye özgü bir başka psikoaktif itüzümü olan banotu da, büyümesinin belirli evrelerinde benzer biçimde bir çan üretiyor.
Kimileri, çanın basit bir biçim olduğunu ve basit biçimlerin rastlantıyla yinelendiğini öne sürebilir. Ancak araştırmacıya göre bu işaretleri rastlantının ötesine taşıyan şey, birlikte bulundukları öğeler: bilinçli gruplama, sunağı andıran çıkıntı ve tarihöncesi Avrupalıların bu bitkileri yakından tanıdığına dair bağımsız kanıtların ağırlığı.
Konu hakkında başka okumalar da var. Arkeolog André Leroi-Gourhan’ın 20. yüzyıl ortasına ait çerçevesini izleyerek, bunun gibi çan biçimli işaretlerin de aralarında bulunduğu ovaller, üçgenler ve yuvarlak biçimler, bu tür Paleolitik alanlarda çoğu zaman vulva ya da dişil simgeler olarak kataloglanmıştı. Aralarında paleoantropolog Genevieve von Petzinger’in de bulunduğu bazı uzmanlar, bir zamanlar egemen olan bu yorum merceğine o günden bu yana karşı çıkıyor. Onlara göre bu mercek, kanıtın kendisi kadar, büyük ölçüde erkeklerden oluşan erken dönem araştırmacılarının varsayımlarını da yansıtıyor.

Hohlenstein-Stadel’de bulunan aslan adam. C: Dagmar Hollmann
Avrupa’nın hiç unutmadığı bir bitki
İtüzümleri, Avrupa tarihinde hakkında en çok yazılan psikoaktif bitkiler arasında. Etkin bileşikleri (atropin, skopolamin, hiyosiyamin) canlı halüsinasyonlara ve insanın derisinden tüy ya da kanat çıktığı yönünde çarpıcı bir duyuma yol açıyor.
Bunun, buzul çağı sanatında yaygın olan yarı insan yarı hayvan figürlerinde yankıları var: 40.000 yıllık, insan gövdeli ve mağara aslanı başlı fildişi bir yontu olan Hohlenstein-Stadel’in aslan-adamından, Fransa’daki mağaraların, boynuzlar, pençeler ya da bir hayvan kuyruğuyla birleşmiş ve dönüşümün ortasında yakalanmış şamanlar olarak okunan insan figürleri olan “büyücülerine” kadar.
Bu bitkilerin sonraki dönem Avrupalıları tarafından ritüellerde kullanıldığına dair kanıtlar da var. Menorca’daki Es Càrritx ölü gömme mağarasından çıkan Tunç Çağı’na ait insan saçının kimyasal analizi, oradaki insanların yaklaşık 3.000 yıl önce, aralarında atropin ve skopolaminin de bulunduğu birden fazla psikoaktif bileşik tükettiğini doğruluyor.
Güzelavratotunun kullanımı, Avrupa tarihi boyunca, yaklaşık 15. ile 17. yüzyıllar arasında Almanya, Fransa ve İtalya’daki cadı davalarına kadar uzanıyor. Burada güzelavratotu, cadıları şeytan ayinine taşıdığı söylenen “uçuş merhemlerinin” temel bir bileşeni sayılıyordu. Bu panonun ortaya koyduğu soru, bu bağın ne kadar geriye gittiği.

El Castillo Mağarası’nın ana odasının içi. C: Government of Cantabria Press Office
İnsanlar ile zihin değiştirici bitkiler arasındaki belgelenmiş ilişki, görsel biçimde esasen Neolitik’te başlıyor. Sahra’daki Tassili n’Ajjer’in ünlü “mantar” figürleri (tarihöncesi sanatın yer aldığı geniş bir Cezayir platosunda, mantara benzer biçimlerle bezenmiş görünen insansı figürler) bazı araştırmacılar tarafından ritüel amaçlı mantar kullanımının erken bir tasviri olarak okundu. Yaygın olarak tartışılan en eski adaylar kabaca 7.000 ila 9.000 yıl öncesine tarihleniyor.
Mağaranın ikonografik stratigrafisine (üst üste binen kaya sanatı katmanları) ilişkin kronolojik bir çalışmaya göre El Castillo panosu, alt Magdalenian dönemine, yani yaklaşık 17.000 ile 15.000 yıl öncesine, son buzul çağının derinliklerine ait. Bu da tabloyu 7.000 ila 10.000 yıl geriye, üst Paleolitik’e taşıyacak.
Bu büyük bir sıçrama ve kayıtlarda uzun bir boşluk açan, temkinli olmayı gerektiren bir sıçrama: 2023’te 113 Avrupa Paleolitik mağarasındaki 5.786 kataloglanmış tasvir üzerine yapılan bir tarama, bitkilerin bunların yalnızca yüzde 0,07’sini oluşturduğunu, hayvanların ise yarısından fazlasını oluşturduğunu ortaya koydu. Bu eksiklik, bitkileri ne kadar az aradığımızı ve resmedilmiş bir çiçeğin ne kadar kolayca soyut bir işaret olarak bir kenara yerleştirildiğini yansıtıyor olabilir.
Panonun tam altında, tapınağı andıran bir taş oluşumu duruyor. Yani tam da üzerine sunuların bırakılmış olabileceği türden bir yüzey. Bu, ilk kez görülen bir durum değil: Fransa’nın güneydoğusundaki Chauvet Mağarası’nda, bir mağara ayısı kafatası düz bir taş bloğun üzerine bilinçli olarak yerleştirilmiş, altında da ateş yakıldığına dair izler bulunmuştu. Kazı ekibi bunu, yaklaşık 36.000 yıllık, sunağı andıran bir düzenleme olarak tanımladı. Tortulardan antik çevresel DNA elde etmeye yönelik modern teknikler, güzelavratotu ve banotunu da içeren itüzümügiller (Solanaceae) familyasının izlerini saptayabilecek kadar hassas. Tüm bunlar da bu okumayı destekleyebilir.
Pothier, “İşte bu sınanabilirlik, savın şimdi daha geniş bir kitleye sunulmaya değer olmasının nedeni. Sav yanlışsa, bir saha çalışması bunu gösterecek. Doğruysa, bu, tasvir yapma dürtüsü ile zihin değiştirici bitki kullanımının, sanatın ta başlangıcında iç içe geçtiği anlamına gelecek” diyor.
The Conversation. Benjamin Pothier. 12 Ağustos 2026.