Antik Çağın Akdeniz Diyeti Aslında Ekmeğe Dayanıyordu

Önceki gönderi

Sonraki gönderi

Bu, Dünyanın En Eski Zihin Değiştirici Bitki Tasviri mi?
Antik Yazar Plutarkhos’tan Çevrimiçi Dünyada Mutlu Olma Öğütleri

Antik Yazar Plutarkhos’tan Çevrimiçi Dünyada Mutlu Olma Öğütleri

Antik Yazar Plutarkhos’tan Çevrimiçi Dünyada Mutlu Olma Öğütleri

www.arkeofili.com

Yaklaşık 1.900 yıl önce yaşayan Plutarkhos’un dedikodu, kıyaslama ve öfkeye dair öğütleri, sosyal medya çağında şaşırtıcı derecede güncel.

Plutarkhos büstü. C: Wikimedia Commons

Yüzyıllar boyunca Khaironeialı Plutarkhos’un (yaklaşık MS 46-119) yazıları, Batı’da seçkin hümanist eğitimin merkezinde yer aldı. Ünlü eserlerindeki felsefi denemelerinin etkisini, Michel de Montaigne ve Francis Bacon’dan William Shakespeare’e kadar erken modern dönem yazarlarında görebiliyoruz.

Plutarkhos’un denemelerinin çoğu, sosyal medya çağımızda son derece güncel görünebilecek pratik bir odağa da sahip. Dedikodu yapma ve başkalarının hayatlarını kurcalama arzusunu nasıl soğutacağımızı, müstehcen hikâyelere nasıl kanmayacağımızı yazıyor.

Başkalarının kışkırtmalarından nasıl etkilenmeyeceğimize ve anlaşmazlıktan nasıl yararlanacağımıza dair öğütler veriyor. Kendimizden övünmeden ya da kendimizi pazarlamadan nasıl söz edeceğimiz, bize bir şey satmaya çalışan dolandırıcıları (ya da dalkavukları) dostlarımızdan nasıl ayırt edeceğimiz ve zihnimiz aşırı yüklenip dağılmasın diye dikkatimizi nasıl yöneteceğimiz konusunda tavsiyelerde bulunuyor.

Neredeyse Plutarkhos 21. yüzyıla göz atmış ve ticarileşmiş sosyal medyamızın büyük ölçekte ürettiği ruh sağlığı sorunlarına yanıt veriyormuş gibi görünüyor.

Gazeteci Max Fisher’ın “The Chaos Machine” adlı kitabında ana hatlarıyla ortaya koyduğu gibi gerçek şu: sosyal medya şirketleri, Plutarkhos’un okuyucularına düzeltmelerinde yardımcı olmayı umduğu psikolojik zaafların aynısını tespit etti ve bunları “kullanıcı etkileşimini en üst düzeye çıkarmanın” etkili yolları olarak gördü.

 

Plutarkhos – Léonard Gaultier. National Gallery of Art (Washington, D.C.). C: Wikimedia Commons

Değişim, sorunları görmekle başlar

Plutarkhos, felsefenin salt kuramsal bir uğraş olarak değil, mutluluk arayışıyla bağlantılı görüldüğü antik Greko-Roma kültürüne aitti. Modern psikolojinin ortaya çıkışından çok önceye dayanan bu gelenekte filozoflar, terapist rolünü üstlenerek hayatın zorluklarına dair öğütler verebiliyordu.

Plutarkhos’un Moralia’daki pratik etiği, insanların daha mutlu ve daha huzurlu bir yaşam sürmesine yardımcı olacak iki yol öneriyor.

Birincisi, utanç ve değişme arzusu uyandırmak amacıyla, kötü alışkanlıklar edinmenin kötü sonuçlarını gözler önüne sermek. Örneğin, hayatlarını sürekli başkalarınınkiyle karşılaştıran insanlar, büyük olasılıkla kıskançlık ve kendilerinden hoşnutsuzluk yaşayacaktır:

“Kimileri, kendi hayatlarıyla yüzleşmeye katlanamaz, bunları son derece sevimsiz bir manzara olarak görür; ama her türlü kötülükle dolu olan ruhları, içlerindekinden ürperip korkarak dışarı fırlar, başkalarının işleri etrafında dolaşır ve orada kendi kötücüllüklerine tutunup onu besler.”

Algoritmanın yardımı olmadan bile, başkalarının sözde sırlarını kurcalayan dedikoducu, büyük olasılıkla insanların kapalı kapılar ardında ne yaptığına dair en sansasyonel, en abartılı tahminlere kanacaktır:

“Çünkü nasıl bir kaba kapatılan buğdayın miktarca arttığı, ama nitelikçe bozulduğu görülürse, bir hikâye de bir dedikoducuya ulaştığında büyük bir yalan eklenir ve böylece inandırıcılığını yok eder.”

Bugün algoritmik sosyal medyanın körükleyebileceği gibi, kızgınlık nedenleri üzerinde durma alışkanlığı, “insanların çabuk öfkelenme dediği kötü bir ruh hali” üretir. Günlük bir öfke rejimi, insanı “fazla ince dövülmüş demir gibi”, “önemsiz şeylerden alınıp incinen ve gündelik olaylardan yakınan” biri haline getirir.

 

Bu büstün Plutarkhos’a ait olduğu düşünülüyor. C: Wikimedia Commons

Terapi olarak felsefe

Plutarkhos’un ikinci önerisi, bizim bilişsel-davranışçı alıştırmalar diyeceğimiz şeyden oluşan rejimler reçete etmek. Bu rejimler küçük adımlarla başlıyor ve eski alışkanlıkların yerine yeni, faydalı alışkanlıklar oluşturmayı amaçlıyor.

Örneğin, kendisini ilgilendirmeyen şeyleri öğrenmek isteyen meraklıların, önce yanından geçtikleri kamuya açık duvarlardaki her yazıyı okumamak gibi şeyler üzerinde çalışması gerekiyor (bugünün şehir merkezleri gibi, Roma dünyasında da bol miktarda böyle duvar yazısı vardı).

Bunları okumaktan hiçbir zarar gelmeyeceği düşünülebilir, ama seni ilgilendirmeyen meseleleri araştırma alışkanlığını fark ettirmeden aşılayarak sana zarar verir.

Ardından, sokakta yanından geçtikleri her kapının içine bakmamak üzerinde çalışmalıdırlar. Sonra da aldıkları her mektubu hemen açmamayı denemelidirler. Yavaş yavaş, bu tür küçük adımlarla yeni bir alışkanlık inşa edecek ve bunu yaparken dikkatlerini kendi işlerine geri kazanacaklardır.

Bugün Plutarkhos’un öğüdünü, telefonlarımızdaki ve bilgisayarlarımızdaki bildirimleri kapatarak uyarlayabiliriz. Hemen yanıt vermeden önce durabiliriz. Ardından e-postalarla ilgilenmek ya da uygulamalarımızı kontrol etmek için belirli zamanlar ayırabiliriz. Ve “yanıtla”ya, hele ki “tümünü yanıtla”ya basmadan önce dikkatlice okumayı ve derin nefes almayı deneyebiliriz.

Bu bir gecede olmayacak. Ama kararlı bir tekrar, insanın çevrimiçi içerikle ve “sosyal medyayla” nasıl ve ne zaman ilişki kuracağı üzerindeki denetimi yavaş yavaş yeniden ele geçirmesini sağlayabilir.

Mutsuzluk 2.0

Antik Stoacılar ve Epikürcüler gibi Plutarkhos da en mutlu yaşamın, iç huzuru ve başkalarına karşı neşeli bir tutum barındıran yaşam olduğunu savundu. Mutlu insan, yüzlerce farklı yöne çekilip FOMO’nun (bir şeyleri kaçırma korkusu) pençesinde kıvranmak yerine, gerçekten değer verdiği şeye öncelik verir ve elindekinin tadını çıkarır.

Mutsuzluğun başlıca nedeni aşırı öz sevgidir. Plutarkhos’a göre bu, “insanları her şeyde birinci ve galip olmaya hevesli, her işe girişmeye doymak bilmez biçimde arzulu kılar”. İnsanları “zengin, bilgili, güçlü, […] kralların dostu ve kentlerin yöneticisi” olmak istemeye iter.

Bugün ise bu, insanları hiç tanışmayacakları binlerce “takipçi” kazanmak için yarışmaya ve kendilerini başkalarının özenle kurgulanmış çevrimiçi profilleriyle durmadan karşılaştırmaya sürüklüyor.

Plutarkhosçu bir bakıştan reklamlar birer hoşnutsuzluk makinesidir: bizi her zaman ihtiyaç duymadığımız ve bizi kalıcı biçimde tatmin edemeyecek şeylere yönelik arzularla doldururlar. Plutarkhos, “dürtülerimizi, denizcilerin yelkenlerini yönettiği gibi kapasitemize göre yönetmediğimizi; beklentilerimizde fazla büyük şeyleri hedeflediğimizi” gözlemliyor.

Mutlu insanlar denetleyebildikleri şeye odaklanır. Kendilerini yalnızca daha kötü durumdaki insanlarla karşılaştırır, böylece ellerindekiler için minnettar olmayı kendilerine hatırlatırlar.

Sosyal medya bizi durmadan, hayatlarına dair gerçekçi olmayan, göz alıcı imgeler sunan başkalarıyla kendimizi karşılaştırmaya itiyor. Beğeni, paylaşım, takipçi, görüntülenme ve alıntı gibi sayısallaştırılmış ölçütler, insanları kıskançlıkla doldurmak için oradadır.

Bu ölçütler, kullanıcıları daha fazla etkileşime iterek onları başkalarının onayına giderek daha bağımlı hale getirir: “tüm bunlara rağmen, aptallıktan, alışkanlıkla dikkatimizi kendimizden çok başkalarına vererek yaşıyoruz.”

Plutarkhos’un bugün bize öğüdü, cihazlarımızı kapatmak olmazdı. İşin ve boş zamanın değişen doğası göz önüne alındığında, bu çoğu insan için toplumsal olarak mümkün değil.

Yine de ABD’deki son hukuki bulgular ve sosyal medya kullanımının özellikle gençler üzerindeki etkilerine dair artan araştırmalar, algoritma güdümlü sosyal medyanın bireysel refahı desteklemediğinin, hatta onu olumsuz etkileyebildiğinin altını çiziyor.

Bu tür sosyal medyanın liberal demokrasiler üzerinde de bölücü bir etkisi var; karşılıklı kuşkuyu ve nefreti körüklüyor.

Plutarkhos’un, birbirine bağlı ve ticarileşmiş dünyamızın körüklediği huzursuzluk kaynaklarına yönelik felsefi terapilerinin hepsi, kendimizi tanımaya dayanıyor. Özellikle de, doğal benmerkezciliğimizin dalkavuklar tarafından, ya da bugün “beğenilerimizi” ve öfkemizi “besleyen” algoritmalar tarafından nasıl kullanılabileceğini fark ediyorlar.

Platformların (algoritmik dalkavukların), sosyal medya bağımlılığını beslemek ve arzularımıza ile korkularımıza oynamak üzere tasarlandığının farkına varmak, cihazlarımızı nasıl kullandığımız konusunda daha bilinçli davranmamızı ve hepimizi giderek daha çok basan bilgiyi daha iyi yönetmemizi sağlıyor.


The Conversation, Matthew Sharpe. 8 Temmuz 2026.

 

Bloga dön

Kazı Notları’na Katılın

Yeni kitaplar, dergi sayıları ve arkeoloji dünyasından seçmeleri kaçırmayın.

Sosyal Medya