DNA’nın Afrika’da 50.000 Yıla Kadar Korunabildiği Kanıtlandı
DNA’nın Afrika’da 50.000 Yıla Kadar Korunabildiği Kanıtlandı
Paylaş
Zeynep Şoray - www.arkeofili.com
Güney Afrika’da 50.000 yıllık bir antilop dişinden elde edilen DNA’ya göre, DNA sıcak iklimlerde sanılandan çok daha uzun dayanabiliyor.

Araştırmacılar, Sahra Altı Afrika’dan elde edilen en eski DNA’yı eski bir antiloptan çıkardı. C: Wikimedia Commons
Araştırmacılar, son buzul çağında Güney Afrika’da yaşamış hayvanlardan DNA elde ederek, genetik materyalin sıcak iklimlerde daha önce düşünülenden daha uzun süre dayandığını ortaya koydu.
Yeni bir çalışmaya göre araştırmacılar, bir Afrika antilobuna ait 50.000 yıllık bir dişten DNA elde ederek, Sahra altı Afrika’dan bugüne dek çıkarılmış en eski DNA rekorunu kırdı.
Bulgu, Sahra altı Afrika’da DNA korunmasının on binlerce yıl boyunca mümkün olduğunu düşündürüyor. Çoğu durumda bölgenin sıcak iklimi molekülü parçalıyor ve araştırmacıların, aralarında eski insan atalarının ve akrabalarının da bulunduğu çok sayıda türün evrimini anlamasını engelliyor.
Bazı ılıman bölgelerin antik insan DNA’sını koruma konusunda oldukça başarılı olduğu biliniyor. Örneğin İspanya’daki Sima de los Huesos (Kemik Çukuru), günümüz insanlarının gizemli bir akrabası olan ve yaklaşık 400.000 yıl önce yaşamış bir canlıya ait DNA’yı korumuştu.
Buna karşılık, Sahra Altı Afrika’dan elde edilen en eski insan DNA’sı yaklaşık 18.000 yıllık. Bu DNA, Tanzanya’daki bir kaya sığınağında bulunan kemiklerden elde edilmişti. Sahra Altı Afrika’dan elde edilen en eski hayvan DNA’sı ise yalnızca 9.300 yıllık ve Güney Afrika’da yaşamış soyu tükenmiş bir antiloba ait.
Yeni çalışmada araştırmacılar, bundan daha eski iskeletlerden başarılı bir şekilde DNA elde edilip edilemeyeceğini test etti. Geçmişte yaşamış hayvanlara ait 300’den fazla dişi analiz eden araştırmacılar, son buzul çağının son bölümü olan Geç Pleistosen dönemine ait kalıntılarda bile küçük miktarlarda DNA tespit edilebildiğini keşfetti.

Araştırmacılar günümüzde de Afrika’da yaşamaya devam eden bir antilop türü olan dağ antilobunun (Redunca fulvorufula) 50.000 yıllık dişinden DNA elde etti. C: Wikimedia Commons
Yeni çalışmada araştırmacılar, 11.700 yıldan genç onlarca Holosen boynuzlugil örneğinden ve 12.000 ile 50.000 yıl arasına tarihlenen dört Geç Pleistosen boynuzlugil örneğinden DNA elde etti. Dişlerin çoğu DNA vermese de, bir kısmı verdi.
Araştırmacıların bulduğu en eski DNA, güney Güney Afrika’daki Boomplaas Mağarası’nda keşfedilen, dağ antilobu (Redunca fulvorufula) adlı bir Afrika antilobuna ait kısmi bir azı dişinden geldi. Diğer eski DNA örnekleri ise soyu tükenmiş üç uzun boynuzlu bufalodan (Syncerus antiquus) geldi. Bunların ikisi 21.000, biri ise 12.000 yıl önce ölmüştü.
Çalışmanın ilk yazarı, Kopenhag Üniversitesi’nden paleogenomik uzmanı Deon de Jager, 50.000 yıllık DNA’nın heyecan verici olduğunu, ancak iki nedenden dolayı buna kendisinin de kuşkuyla yaklaştığını belirtiyor.
De Jager’e göre dağ antilobu DNA’sı, araştırmacıların elde ettiği bir sonraki en eski DNA’dan, yani uzun boynuzlu bufalodan gelen DNA’dan hayli eski. Üstelik dağ antilobu örneği, temizleyebildikleri bir miktar insan DNA’sıyla kirlenmişti. Bu iki sorun, 50.000 yıllık antilop DNA’sı sonucunun su götürmez olmadığı anlamına geliyor.
Ancak çalışmanın yayımlanmasından bu yana araştırmacılar, Etiyopya’dan 42.000 yıllık bir Afrika antilobunun genomunu da dizileledi. Bu da DNA’nın Afrika ikliminde, uzmanların bir zamanlar sandığından çok daha uzun süre dayandığını düşündürüyor.
De Jager, Afrika’da DNA korunmasının elbette bir sınırı olduğunu, ancak bu sınırın ne olduğunun belirsiz olduğunu belirtiyor. Ona göre Afrika’nın, DNA’nın inceledikleri alanlardan bile daha iyi korunacağı kesin bölgeleri var. De Jager’e göre kararlı, düşük sıcaklıklara sahip derin mağaralar kesinlikle iyi adaylar var. Ayrıca sıcaklıkların uzun süre çok düşük kaldığı yüksek rakımlı alanlar da öyle.
De Jager ve meslektaşlarının analiz ettiği Geç Pleistosen dişleri, yaklaşık 521 yıllık bir yarılanma ömrüne sahip olduğu düşünülen çok az miktarda DNA üretti. Bu, bir örnekteki DNA’nın yarısının, hiç kalmayana dek her 521 yılda bir kaybolduğu anlamına geliyor. Ancak de Jager’e göre araştırmacıların bulduğu miktar yine de işe yarar.
De Jager, DNA’nın evrimsel soy hatlarını belirlemeye yettiğini ekliyor. Ona göre yeterli veri toplayabilirlerse, araştırmacılar türler ve popülasyonlar arasındaki gen akışını ve melezleşmeyi karşılaştırabilir.
Bu sonuçlar, Güney Afrika’da hayvan ve insan evriminin son 40.000-50.000 yılını anlamak için DNA analizinin mümkün olduğunu düşündürse de, yaklaşık 240.000 yıl önce soyu tükenen Homo naledi ya da yaklaşık 1 milyon yıl önce yok olan Paranthropus robustus gibi eski insan akrabalarından DNA elde etmemiz belki de hiçbir zaman mümkün olmayabilir.
De Jager, Homo naledi’den DNA elde etme olasılığının maalesef çok çok düşük olduğunu düşünüyor. Ona göre bunun için, antik DNA elde etmek için en iyi kemik olan petröz kemiğin hâlâ mevcut olduğu, inanılmaz derecede iyi korunmuş bir kafatasıyla büyük şans yakalamak gerekir. De Jager’e göre Afrika’da yaklaşık 1 milyon yıllık bir şeyden DNA elde etmek ise muhtemelen imkânsız olurdu, çünkü Afrika’daki koşullar fazlasıyla zorlu.
Live Science. 15 Temmuz 2026.
Makale: de Jager, D., Wilson, A. M., Rey-Iglesia, A., Faith, J. T., O’Brien, K., Black, W., … & Lorenzen, E. D. (2026). Quaternary Science Reviews, 388, 110076.