3.400 Yıllık Meşe Tabutta Bulunan Egtved Kızı Kimdi?

Önceki gönderi

Sonraki gönderi

DNA’nın Afrika’da 50.000 Yıla Kadar Korunabildiği Kanıtlandı
Kapuçinler, Yemiş Kırdığı Kanıtlanmış Taşları Seçiyor

Kapuçinler, Yemiş Kırdığı Kanıtlanmış Taşları Seçiyor

Kapuçinler, Yemiş Kırdığı Kanıtlanmış Taşları Seçiyor

www.arkeofili.com

Kapuçin maymunları, taş seçerken daha önce kullanıldığını gösteren izlere güveniyor. Bulgu, erken homininlerin alet kullanımını aydınlatıyor.

Bu kapuçin maymunu, deneysel taşları kullanarak bir kaju fıstığını kırıyor. Bunu, fıstığı yumuşak bir örsün üzerine koyup sert bir çekiç taşıyla vurarak başarıyor. C: Tiago Falótico

Yeni bir çalışma, yabani kapuçin maymunlarının taş aletleri seçerken fiziksel ipuçlarından fazlasını kullandığına dair deneysel kanıt sunuyor. Maymunlar aynı zamanda bir taşın daha önce bu amaçla kullanıldığına dair görünür işaretlere de güveniyor.

Max Planck Evrimsel Antropoloji Enstitüsü ile São Paulo Üniversitesi’nden araştırmacılar, yemiş kıran kapuçin maymunlarının farklı sertlik ve görünümdeki taşlar arasında nasıl seçim yaptığını inceledi ve darbe hasarı belli olan önceki kullanım kanıtının, bir taşın kendine özgü malzeme özelliklerinin etkisini geçersiz kılıp kılamayacağını araştırdı.

Çalışma, Proceedings of the Royal Society B: Biological Sciences dergisinde yayımlandı.

Ekip, Brezilya’da iki yabani sakallı kapuçin maymunu (Sapajus libidinosus) popülasyonunu inceledi ve onlara üç deneysel görevde standartlaştırılmış taşlar sundu. Her görevde maymunlar, ham, el değmemiş taşlar ile önceki yemiş kırma faaliyetinin görünür izlerini taşıyan taşlar arasında seçim yapabiliyordu.

Malzemeleri göreve uydurmak

İlk görevde, tüm taşlar kullanılmamışken, maymunlar tutarlı biçimde farklı amaçlar için farklı malzemeler seçti: örs için daha yumuşak taşlar, çekiç taşı için daha sert taşlar. Bu, kapuçinlerin, malzeme özelliklerinin mekanik işlevle nasıl ilişkili olduğuna dair bir anlayışa sahip olduğunu düşündürüyor.

Çalışmanın ilk yazarı, Max Planck Evrimsel Antropoloji Enstitüsü’nde eski doktora sonrası araştırmacı ve şu anda Çiftlik Hayvanları Biyolojisi Araştırma Enstitüsü’nde doktora sonrası araştırmacı olan Johanna Henke-von der Malsburg, kendilerini şaşırtan şeyin, maymunların, önceden görünür bir kullanım olmaksızın taş türlerini yalnızca sertliğe dayanarak ne kadar tutarlı biçimde ayırt ettiği olduğunu belirtiyor. Malsburg’a göre bu durum, işlevsel taş seçiminin salt bir alışkanlık olmadığını; görevin fiziksel gereksinimlerine dair gerçek bir farkındalığı ortaya koyduğunu gösteriyor.

Kullanım izi devreye girdiğinde

İkinci deneyde maymunlara, tümüyle kullanılmamış bir yemiş kırma alanı ile hâlihazırda dövülmüş taşlar ve kırık yemiş kabukları içeren bir alan arasında seçim sunuldu. Maymunlar, daha önce kullanılmış alana güçlü bir tercih gösterdi ve bu alan içinde de daha yumuşak örsleri, daha sert çekiç taşlarını ve görünür aşınma sergileyen taşları tercih etmeyi sürdürdü.

Üçüncü görev, ham ve kullanılmış taşları doğrudan karşı karşıya getirdi. Burada örüntü değişti: örsler için önceki kullanım izleri, malzeme sertliğine tercih edildi. Maymunlar, mekanik açıdan en uygun seçim olmadıklarında bile kullanılmış taşları yeğledi. Ancak görünür kullanım denkleme girdikten sonra, çekiç taşları için sertliğe yönelik net bir tercih ortaya çıkmadı.

Çalışmanın kıdemli yazarı, Max Planck Evrimsel Antropoloji Enstitüsü’nde araştırma grubu lideri olan Lydia Lunz, bunun, toplumsal bilginin, bireyin fiziksel özelliklere ilişkin kendi değerlendirmesini geçersiz kıldığı çarpıcı bir durum olduğunu açıklıyor. Ona göre maymunların, başka bir bireyin yemiş kırdığını görmesine gerek yoktu. Geride bırakılan izler, yani taştaki hasar, kararlarını yönlendirmeye yetti. Bu, ince ama güçlü bir toplumsal öğrenme biçimi.

Yalnızca görerek değil, izlerden öğrenmek

Üç deney bir arada, yabani kapuçinlerde toplumsal öğrenmenin her zaman başka bir bireyin davranışını doğrudan gözlemlemeyi gerektirmediğini gösteriyor. Bunun yerine, dövülmüş taşlar ve atılmış yemiş kabukları gibi kalıcı fiziksel izler, bir görevin geçmişte nasıl ve nerede başarıyla tamamlandığına dair bilgi aktarabiliyor.

Bu dolaylı toplumsal bilgi biçimi, primatların kuşakları boyunca alet kullanma geleneklerinin aktarılmasında ve sürdürülmesinde önemli, ancak çoğu zaman göz ardı edilen bir rol oynayabilir. Bu, doğrudan öğretme ya da taklit olmadığında bile davranışların varlığını sürdürmesine ve yayılmasına olanak tanıyor.

Arkeolojik kaydı yeniden düşünmek

Bulgular, erken hominin alanlarını inceleyen arkeologlara da yeni yorumlama araçları sağlayabilir. Belirli konumlardaki aşınmış taş birikintileri, geleneksel olarak öncelikle hammadde erişilebilirliği ya da eldeki görevin pratik talepleri açısından yorumlanmıştı.

Ancak bu çalışma ek bir etken öne sürüyor: daha önce kullanılmış, gözle görülür biçimde değiştirilmiş taşların salt varlığı, erken homininleri belirli yerlere etkin biçimde geri çekmiş ve hem o konumun hem de oradaki mevcut malzemelerin yeniden kullanılmasını teşvik etmiş olabilir.

Lunz, modern yabani primatlar geçmişteki alet kullanımının birikmiş kanıtlarıyla yönlendirilebiliyorsa, bunun, erken homininlerin attıkları aletlerle ve işledikleri taşlarla nasıl bir ilişki kurmuş olabileceğine dair önemli sorular doğurduğunu belirtiyor. Ona göre arkeolojik peyzajın kendisi bir tür dış bellek işlevi görmüş, alet geleneklerinin nerede ve nasıl ortaya çıktığını ve varlığını sürdürdüğünü etkilemiş olabilir.


Max Planck Society. 5 Ağustos 2026.

Makale: Johanna Henke-von der Malsburg et al. (2026). Proceedings of the Royal Society B: Biological Sciences.

 

 

Bloga dön

Kazı Notları’na Katılın

Yeni kitaplar, dergi sayıları ve arkeoloji dünyasından seçmeleri kaçırmayın.

Sosyal Medya