İspanya’nın Şarabını Romalılar Değil Fenikeliler Getirmiş

Önceki gönderi

Sonraki gönderi

İnsanlar Neden Evcil Hayvan Besler? İpucu Maymunlarda
Yılanlar Uzuvlarını Neden Yitirdi?

Yılanlar Uzuvlarını Neden Yitirdi?

Yılanlar Uzuvlarını Neden Yitirdi?

Zeynep Şoray - www.arkeofili.com

Brezilya’da bulunan 80 milyon yıllık bir yılan fosili, kertenkelelerin neden uzuvlarını yitirip sürünmeye başladığına ışık tutuyor.

Tametara mirim’in fosili, yılan evrimini nasıl anladığımızı yeniden şekillendiriyor. C: Agustin Martinelli

Yılanlar, efsanelerde ve mitolojide her yerde. Yine de çoğu insan için, yaprak döküntüsü arasında sürünen bu tuhaf biçimde kıvrılan, pullu kas borularıyla karşılaşmak ürkütücü.

Bir kolun ya da bacağın yitirilmesi bir güçlük yaratır. Yine de yılanlar, dört uzvun tamamı olmadan gayet iyi idare ediyor. Bu da onları şüpheli kılıyor. Ayrıca bu köklü geçişin, omurgalıların en başarılı beden planlarından birini nasıl ürettiğini anlamayı da olanaksızlaştırıyor.

Bugün, Antarktika dışında her kıtada, iplik inceliğindeki toprakaltı kazıcılarından devasa pitonlara dek, karada ve denizde 4.000’den fazla yılan türü yaşıyor. Araştırmacılar onları antik çağdan bu yana inceliyor, ama yine de onlara dair en eski sorunun yanıtı yok: Yılanları yılan yapan neydi?

Araştırmacılar uzun süredir, onların kendine özgü, uzuvsuz beden planının, en erken yılanların nasıl yaşadığıyla açıklandığından kuşkulanıyordu. Nature dergisinde yayımlanan yeni bir çalışmada bir araştırma ekibi, bir yanıta her zamankinden daha çok yaklaştıran, olağanüstü biçimde korunmuş küçük bir fosili betimliyor.

Deniz mi, Toprak mı?

Yılanlar aslında son derece değişime uğramış kertenkeleler. Dinozorlar çağının bir döneminde, bir kertenkele soyu uzuvlarını yitirdi ve bedeni uzadı. Kilit soru ise şu: neden? Bir yüzyıldan uzun süredir birçok fikir birbiriyle yarışıyor.

Biri, ilk yılanların, tıpkı bir yılan balığı gibi yüzmeye uygun, uzun ve uzuvsuz bir bedenle suya yerleştiğini söylüyor.

İkincisi, onların, azalan uzuvların yoğun yer örtüsü içinde hareketlerini kolaylaştırmış olabileceği yaprak döküntüsü ve bitki örtüsü arasında, karanın yüzeyinde yaşadığını söylüyor.

Üçüncüsü ise, onların, tıpkı modern kör yılanlar gibi, kazma temelli bir yaşam biçimi sürdürmek için uzuvlarını yitirip bedenlerini uzatarak yer altına indiğini söylüyor.

Sorun şu ki, kanıtlar bir avuç fosile dayanıyordu. O çağdan bilinen erken yılan iskeletinin sayısı 10’dan az.

Günümüzde nesli tükenmiş erken kuşları ve sauropod dinozorlarla birlikte yaşayan, oyuk kazan yılan Tametara mirim’in yaşam rekonstrüksiyonu. C: Gabriel Ugueto

Bir Kazıcının Kafatası

Yeni makalede tanımlanan fosil, nadir bir yeni tanık. Brezilya’nın São Paulo eyaletindeki yaklaşık 80 milyon yıllık kayadan geliyor. Ekip ona, yerel yerli dilinde “süslü” ve “küçük” anlamına gelen Tametara mirim adını verdi.

Bu fosil, Dünya’nın herhangi bir yerinde bulunmuş en iyi korunmuş erken yılanlardan biri. Aynı zamanda, kemikleri hâlâ özgün diziliminde birbirine bağlı olan, Brezilya’dan gelen ilk eklemli (artiküle) yılan iskeleti. Araştırmacılar, onun yaşam biçiminin kemiklerine, özellikle de kafatasına kodlanmış olduğunu buldu.

Başıyla kazan hayvanlar, bu bölgede daha yoğun, daha kalın kemik oluşturur. Bu özellik, çok sayıda kazıcı kertenkele soyunda bağımsız olarak evrimleşmiş. Araştırmacılar, bunun, bir kazı aracı olarak kullanımı sırasında kafatasına binen zorlanmaya karşı onu sağlamlaştırdığını varsayıyor.

Tametara tam da bu özellik birleşimini gösteriyor. Nitekim ekibin yaptığı yaşam rekonstrüksiyonu, fosili bugün yaşayan en özelleşmiş başıyla kazıcılar arasına; daha genelci bir yaşam biçimi sürdüren kertenkelelerden ve yılanlardan ise epeyce uzağa yerleştiriyor.

Ancak kafatası çatısı tek kanıt değildi.

Tametara’nın kemikleri, onun toprağa gömülen bir hayvanın kafatasına sahip olduğunu gösteriyor. Fotoğraf: Roy Ebel

Araştırmacılar ayrıca, onun beyin boşluğunu da dijital olarak yeniden kurdu. Bu, herhangi bir erken yılan için yapılmış bu türden en ayrıntılı rekonstrüksiyon. Bu boşluk, canlı hayvandaki beynin biçimiyle yakından örtüşürdü. Azalmış görme merkezleri ve sadeleşmiş ön beyin de, tıpkı kemikler gibi aynı yöne işaret ediyor: yer altına.

Duyularını Ayarlamak

Ancak hikaye tam da burada değişiyor.

Araştırmacılar, aynı analizleri, Arjantin’den gelen ünlü bir erken yılan olan Dinilysia üzerinde de uyguladı ve şaşırtıcı bir şey buldu. Bu ayrıntıda inceleyebildikleri en eski iki yılanın beyinleri, birbirinden, bugün yaşayan çoğu yılan soyundan daha farklıydı. Dinilysia bir kazıcı değildi. Yüzeyde yaşıyordu.

Beyinleri, bu iki hayvanın dünyalarını ne kadar farklı algıladığını ima ediyor.

Tametara, yaşamını karanlıkta geçirmiş bir yaratığın azalmış görme yetisine sahipti. Dinilysia ise, açık alan için biçimlenmiş duyulara sahipti. Tarihlerinin tam başlangıcında, yılanlar duyularını çoktan çok farklı yaşam alanlarına ayarlıyordu.

Peki bu, atasal yılan soyunu yer altı mekânına yerleştiren kafatası, kemikleriyle nasıl bağdaşıyor? Gerçek, ikisinin arasında bir yerde olabilir.

Çalışmayı yürüten Princeton Üniversitesi’nden Tiago Simões, bulguların, en erken yılanların nasıl yaşadığına dair uzun süredir devam eden bir tartışmayı yeniden çerçevelediğini söylüyor.

Yılanların nasıl evrimleştiğine ilişkin bir teori, kertenkelelerin yer altına indiğini, uzuvlarını kaybettiğini ve vücutlarının uzadığını öne sürüyor. C: Roy Ebel

Tartışmayı Yeniden Çizmek

Araştırmacılar, yılanları yılan yapan şeyin ne olduğu sorusunu, bu sürüngenlerin en erkenlerinin nasıl yaşadığına dair bugüne dek yapılmış en sağlam rekonstrüksiyonla yanıtlamak için yola çıktı.

Bunun yerine, soruyu yeniden çerçevelemeleri gerekebilir: Mesele hiçbir zaman yalnızca deniz ya da toprak değildi.

Nitekim bu en iyi korunmuş erken yılan, kararlı bir kazıcıydı. Ama modern yılanlara giden yol dallandı ve kıvrıla kıvrıla ilerledi. Hiçbir fosil, ne kadar olağanüstü olursa olsun, bu yolculuğun tümünü gösteremez. Her biri, yalnızca daha büyük, daha çetrefilli bir sahnenin üzerine tutulmuş bir ışık.

İster yer altında biçimlenmiş olsun ister olmasın, bugün çimenlerin arasından kayıp giden yılan; 80 milyon yıldır ölü olan hayvanların kemiklerine ve beyinlerine kaydedilmiş, uzun ve durup dinlenmeyen bir deneyin hayatta kalanı.

Yalnızca bu keşif bile, evrimin bu ikonik ama korkulan yaratıkları nasıl verdiğini anlamaya her zamankinden daha çok yaklaştırdı.


The Conversation. Roy Ebel. 22 Temmuz 2026.

Makale: Simões, T.R., Sobral, G., Macrì, S. et al. (2026). Nature 657, 170–178.

 

Bloga dön

Kazı Notları’na Katılın

Yeni kitaplar, dergi sayıları ve arkeoloji dünyasından seçmeleri kaçırmayın.

Sosyal Medya