Pompeii’de MS 79’dan Beri Açılmamış Bir Dolap Bulundu

Önceki gönderi

Sonraki gönderi

Neandertaller Yaşam Alanlarını Odalara Ayırmış
2026 Ekim Ayında Öne Çıkan 10 Arkeoloji Haberi

2026 Ekim Ayında Öne Çıkan 10 Arkeoloji Haberi

2026 Ekim Ayında Öne Çıkan 10 Arkeoloji Haberi

www.arkeofili.com

Kaçırmış olanlar için 2026 yılının Ekim ayında Türkiye’de ve dünyada dikkat çeken arkeolojik keşifleri bu listede derledik.

 

10- Venüsler Mağarası’nda Bilinmeyen Boşluklar Olabilir

İtalya’daki Venüsler Mağarası’nda yapılan jeofizik taramalar, ana mağaraya bağlı olabilecek bilinmeyen boşluklara işaret ediyor.

Grotta delle Veneri’de bulunan Venüs Heykelciklerinin kopyaları Museo Castromediano, Lecce’de sergileniyor. C: Wikimedia Commons

Arkeologlar, bir zamanlar hem Neandertallere hem de sanatçı ruhlu bazı Homo sapiens bireylerine ev sahipliği yapmış Avrupa’daki tarihöncesi bir alan olan Venüsler Mağarası’na geri döndü. Mağaranın içini analiz etmek için yeni bir teknik bileşimi kullanan ekip, mağaranın daha fazla keşif barındırabileceğini düşünüyor. Arkeologlar, Venüsler Mağarası’nı yere nüfuz eden radar ve topraktan elektrik akımı geçirerek akımın ne kadar kolay iletildiğini ölçen bir teknik olan elektrik özdirenç tomografisi ile inceledi. Bu yöntemler, araştırmacıların “anomali” olarak adlandırdığı sinyaller yakaladı. Bu sinyaller, mağaranın yakınında ana mağarayla bağlantılı olabilecek, daha önce bilinmeyen birkaç boşluk bulunduğunu düşündürüyor.

9- Nil Deltası’nda 8,5 Metrelik Ramses Heykeli

Mısır’da bir köylünün bildirdiği yazıtlı taşın ardından II. Ramses’e ait olduğu düşünülen iki dev heykele ait parçalar bulundu.

 

II. Ramses’e ait ilk heykelin, yaklaşık 1,60 metre yüksekliğindeki devasa baş kısmı. C: Egyptian Ministry of Tourism and Antiquities

Mısır’da Gharbia Valiliği’ne bağlı Behbeit el-Hagar köyünde çalışan arkeologlar, iki dev kraliyet heykelinin kalıntılarını ortaya çıkardı. Uzmanlar her iki heykelin de Kral II. Ramses’i tasvir ettiğini düşünüyor. Heykelden günümüze, yaklaşık 1,60 metre yüksekliğinde devasa bir baş kısmı ulaşmıştı. Baş, kralı Yukarı ve Aşağı Mısır’ın birliğinin simgesi olan çifte taçla gösteriyor. Arkeologlar heykelin arka payandasının üst kısmını da buldu. Payandadaki bir yazıt kralın Horus adını, “Hor Ka Nakht Meri Maat”ı veriyor. Ekip, başın boyutlarından yola çıkarak heykelin kaidesiyle birlikte bir zamanlar yaklaşık 8,5 metre yüksekliğinde olduğunu tahmin ediyor. Bu da anıtın ne kadar görkemli olduğuna dair bir fikir veriyor.

8- Ünlü Terracotta Ordusu’nun Yapımında Kadınlar ve Çocuklar da Çalışmış

Çin’deki Terrakota Ordusu’ndan alınan parmak izleri, heykellerin yapımında kadınların ve çocukların da yer aldığını gösteriyor.

 

Pişmiş topraktan bir figürin üzerindeki farklı parmak izi türleri. C: Li, X., et al. (2026).

MÖ 3. yüzyılda İmparator Qin Shi Huang’ın mezarını korumak için yapılan binlerce pişmiş toprak figür, 1974’teki keşfinden bu yana erkek zanaatkârların eseri olarak kabul ediliyordu. Xi’an’daki Mozole Alanı Müzesi’nden araştırmacılar ise tek bir kazı çukurundaki 36 figürün kollarına, zırhlarına ve başlarına basılmış 79 parmak izini inceledi. Parmak izi çizgileri arasındaki mesafe yaşla birlikte değiştiği için ekip, izleri istatistiksel bir modelle modern parmak izi verileriyle karşılaştırdı. Sonuçlara göre izlerin yalnızca yaklaşık yüzde 45’i yetişkin erkeklere ait olabilir. Bunların yaklaşık yüzde 33’ü yetişkin kadınlara, yüzde 22’si ise 15 yaşından küçük çocuklara ait görünüyor.

7- Antik Roma’nın Renk Değiştiren Camını Yapmanın Yolu Keşfedildi

1.600 yıllık bu cam Roma kupası, ışığa göre renk değiştiriyor: Normal ışıkta yeşim yeşili, arkadan aydınlatıldığında ise şarap kırmızısı.

 

Lycurgus Kupası, normal aydınlatma altında yeşim yeşili, arkadan aydınlatıldığında ise yakut kırmızısı görünüyor. C: British Museum

4. yüzyıla ait Lykurgos Kupası, bugün British Museum’da sergileniyor. Üzerinde, şarap tanrısı Dionysos’un kendisine karşı çıkan Trak kralı Lykurgos’u asma dallarıyla sararak cezalandırdığı mitolojik sahne yer alıyor. Kupanın bu olağanüstü etkisinin, cama karıştırılan son derece küçük altın ve gümüş parçacıklardan kaynaklandığı düşünülüyor. Işık camın içinden geçtiğinde bu nanoparçacıklar mavi ve yeşil ışığı engelleyip yalnızca kırmızı ve turuncu tonları geçiriyor, yüzeyden yansıdığında ise ışığı saçarak yeşil rengi oluşturuyor. Şimdi ise bir araştırmacı, uzun deneyler sonucunda yalnızca bazı ustaların erişebileceği hammaddeleri kullanarak bu etkiyi yeniden üretmeyi başardı. Deneyler, rengin fırındaki küçük değişikliklere bile son derece duyarlı olduğunu gösterdi. Uzmanlara göre bu durum, Romalıların rengi kontrol etmekte zorlandığını ve Lykurgos Kupası’nda adeta büyük ikramiyeyi tutturduklarını düşündürüyor.

6- Yeni Bulunan Fosillere göre Denisovalılar Böyle Gözüküyordu

Denisovalılar neye benziyordu? Çin’de bulunan fosiller bu soruya şimdiye kadarki en net yanıtlardan birini sunuyor.

 

Yeni tanımlanan Denisovalı kalıntıları, bu insanların neye benzediğine dair yeni bir bakış açısı sunuyor. C: Institute of Vertebrate Paleontology and Paleoanthropology/Chinese Academy of Sciences

1974’te kuzeydoğu Çin’deki Xujiayao’da bulunan ve 138.000 ile 199.000 yıl öncesine tarihlenen yaklaşık 20 homininin kalıntıları, 2024’te Homo juluensis adlı yeni bir türe atanmıştı. Ancak araştırmacılar bu fosillerdeki antik proteinleri inceleyerek, Denisovalılara özgü bir işaret olarak kullanılan bir peptit mutasyonu tespit etti. Bu da en azından bazı fosillerin Denisovalılara ait olduğunu düşündürüyor. Kafatası, çene ve diş parçaları sayesinde ortaya çıkan tablo şöyle: alçak ve yassı bir kafatası, belirgin bir kaş çıkıntısı, köşeli göz çukurları, geriye eğimli bir alın, yassı elmacık kemikleri ve yassı bir burun kemeri. Yani Homo erectus’u anımsatan özelliklerle modern insanlara özgü özelliklerin bir karışımı.

5- Afrika ve Güney Amerika Yerlileri Aynı Bağırsak Mikroplarına Sahip

Afrika’da yer alan Tanzanya’daki Hadzalar ile Güney Amerika’da yer alan Bolivya’daki Tsimanelerin bağırsak mikrobiyomları büyük ölçüde aynı.

 

Bir grup Hadza insanı. C: Wikimedia Commons

Bolivya ovalarında yaşayan Tsimaneleri Tanzanya’daki Hadzalardan binlerce kilometre ve bir okyanus ayırıyor. Ataları on binlerce yıl önce birbirinden ayrıldı. Beslenmeleri birbirine hiç benzemiyor. Ancak Nature’da yayımlanan yeni bir çalışmaya göre bağırsak mikrobiyomları dikkat çekici derecede benzer. Tsimaneler toplamda yaklaşık 1.400 bağırsak türü taşıyor. Bunların 1.231’ini, yani yaklaşık yüzde 90’ını Hadzalarla paylaşıyorlar. Bu ortak türlerin yaklaşık yüzde 60’ı ise endüstrileşmiş toplumlardaki insanlarda nadir görülüyor ya da hiç bulunmuyor. Bunun nedeni, her iki grubun da antibiyotiklere sınırlı erişimi olan kırsal bölgelerde yaşaması değil, insanların bu bakterileri yüzlerce kuşak boyunca taşımış olması gibi gözüküyor.

4- Neandertaller Ahşaptan Mızrak ve Ev Eşyaları Yapmış

Barcelona yakınlarındaki Abric Romani kaya sığınağında bulunan 597 ahşap kalıntı ve iz, yaklaşık 62.000 ile 40.000 yıl önce burada yaşayan Neandertallerin ahşabı ne kadar çeşitli biçimlerde kullandığını gösteriyor.

 

Abric Romaní’den ahşap bir nesne. C: Gerard Campeny / IPHES-CERCA

Ahşap çoğu alanda çürüyüp yok olsa da burada çevresinde biriken kalsiyum karbonat, ahşabın biçimini traverten kayasında doğal kalıplar olarak korumuş. Araştırmacılar, Neandertallerin yaptığı ya da kullandığı 13 parçayı ayırt etti. Alanda bulunan İki ahşap mızraktan biri 2,45 metre uzunluğunda ve yakın mesafede kullanılan bir saplama mızrağına benziyor. Diğerinin korunan kısmı 1,99 metre ve bilinçli olarak sivriltilmiş bir uca sahip. Topuza benzeyen bir nesne tek parça ahşaptan oyulmuş, belirgin bir sapı ve kalın, sivri bir ucu var. Üzerindeki alet izleri bilinçli olarak biçimlendirildiğini gösteriyor. Ağaç kabuğundan kaplar ya da tepsiler olabilecek nesneler. Yiyecek hazırlamak için yükseltilmiş bir platformun parçası olabilecek çapraz direkler ve yapı öğesi olarak kullanılmış olabilecek 5,10 metrelik düz bir ahşap parça. Yakacak odun yığınları da Neandertallerin yakıtı toplamak, taşımak ve depolamak için farklı yöntemler kullandığını gösteriyor.

3- Yeni Bulunan Hitit Tabletleri Salgını ve Bebek Prensesi Anlatıyor

Sivas Kayalıpınar’da bulunan 131 yeni tablet ve parça, salgından savaş mektuplarına kadar 3.400 yıl öncesine dair yeni bilgiler sunuyor.

 

C: Kültür ve Turizm Bakanlığı

Sivas’ın Yıldızeli ilçesindeki Kayalıpınar’da, eski Šamuḫa kentinde yürütülen kazılarda Hitit Kralı II. Tudhaliya dönemine ait 131 çivi yazılı tablet ve tablet parçası bulundu. Geçen yılki buluntularla birlikte 184’e ulaşan bu kraliyet arşivi, 21. yüzyılda ortaya çıkarılan en kapsamlı Hititçe arşiv. Peki Hititçe ve Hurrice yazılmış tabletlerde neler var? Kentten kente yayılan, yüksek ateşle seyreden ve özellikle çocukları etkileyen bir salgının izleri. Belgelerde hastalanan bir bebek prensesin durumu kehanet yoluyla takip ediliyor. Bir başka tablette ise prensesin ölümü ve onun için düzenlenen cenaze ritüeli kayıtlı. Batı Anadolu’daki Hitit generallerinden krala gönderilmiş bir mektup da bulgular arasında. Generaller düşman kuşatması karşısında asker, at ve savaş arabası istiyor. Yardım gelmezse ordunun yok olabileceği konusunda uyarıyor ve sorumluluğu üstlenmeyeceklerini bildiriyor.

2- Kekova Açıklarında 4.700 Yıllık Tunç Çağı Batığı

Antalya’daki Kekova Adası açıklarında bulunan ve 4.700 yıllık olabilecek amforalar, dünyanın bilinen en eski batığına ait olabilir.

 

Gemiden çıkan eserler, Kekova Adası açıklarında bulundu. C: Hakan Öniz

Araştırmacılar, yaklaşık 30 metre derinlikte 30’dan fazla seramik kap ve üç taş çapa tespit etti. Geminin ahşap gövdesi çoktan yok olmuş ama kargosu yerinde duruyor. Amforalar üzerindeki bezeme teknikleri, Mısır ve Orta Doğu’da bulunan benzer örneklerle karşılaştırıldığında batığın Erken Tunç Çağı’na, yaklaşık 4.400 ila 4.700 yıl öncesine ait olduğu düşünülüyor. Bu da geminin Mısır’da ilk piramitlerin yükseldiği dönemlerde batmış olabileceği anlamına geliyor. Amforaların bugünkü Ürdün Vadisi’nde üretildiği düşünülüyor. Araştırmacılara göre gemi bu bölgeden batıya, belki Troya’ya ya da Girit’teki Minos uygarlığına zeytinyağı ya da şarap taşıyordu. Laboratuvarda incelenen bazı kapların içinde hâlâ dikkat çekici miktarda tortu bulunuyor. Buluntular arasında bir amfora özellikle ilgi çekiyor: Üzerinde dokuz farklı işaret ve gövdesinde iki delik bulunan bu kabın, peynir ya da tereyağı yapımında yayık olarak kullanılmış olabileceği düşünülüyor.

1- İskenderiye Feneri Tasvirli Bronz Mühür Yüzük

İskenderiye’nin Doğu Limanı’nda yürütülen su altı kazılarında, Pharos Feneri tasvirli ilk bilinen bronz mühür yüzük ele geçirildi.

 

Bronz yüzüğün üzerinde İskenderiye Feneri betimlenmiş. C: Ministry of Tourism and Antiquities

İskenderiye’nin Doğu Limanı’nda süren su altı kazılarında, üzerinde İskenderiye Feneri (Pharos Feneri) tasviri bulunan bronz bir mühür yüzük ele geçirildi. Mısır Eski Eserler Yüksek Konseyi’ne göre bu, fener tasviriyle bulunan bilinen ilk mühür yüzük. Yüzük, bugün Akdeniz’in altında kalan antik İskenderiye’nin kraliyet mahallesindeki Antirhodos Adası’nda bulundu. Üzerindeki fener tasviri, MS 2. yüzyıla tarihlenen sikkelerdeki fener betimlerine benziyor. Buluntu, adadaki kraliyet sarayının sonraki dönemlerdeki kullanımına dair de ipuçları sunuyor olabilir. Coğrafyacı Strabon’un MÖ 1. yüzyılın sonlarında gördüğü ve betimlediği bu sarayın, MS 2. yüzyılda da idari işlevler görmeye devam etmiş olabileceği düşünülüyor. Mısırlı yetkililere göre bu işlevlerden biri, fenerin yönetimiyle ilgili faaliyetler olabilir.

 

Bloga dön

Kazı Notları’na Katılın

Yeni kitaplar, dergi sayıları ve arkeoloji dünyasından seçmeleri kaçırmayın.

Sosyal Medya