Antik Tohumlar Kavunun Nereden Geldiğini Anlatıyor
Antik Tohumlar Kavunun Nereden Geldiğini Anlatıyor
Paylaş
www.arkeofili.com
Çin’deki bir Song hanedanı limanında bulunan tohumların DNA’sı, antik kavunların Güney Asya’dan geldiğini ve tatlı olmadığını ortaya koyuyor.

Shuomen Gugang’da suya doymuş bir kavun çekirdeği. C: Xinyi Liu ve Melissa Ritchey
Kavunlar çok sayıda tohum üretir. Bu da kavun şeklini Çin kültüründe geleneksel bir bereket ve refah simgesi kılıyor. Ancak kavunların modern sofralara nasıl ulaştığına dair tarihsel tartışma, üzerinde büyüdükleri asmalar kadar uzun ve dolambaçlı.
Proceedings of the National Academy of Sciences dergisinde yayımlanan yeni bir çalışma, kavunların tarihine dair yeni keşfedilen yönleri ortaya koyuyor. Washington Üniversitesi St. Louis’deki bilim insanları, güneydoğu Çin’deki bir Song hanedanı imparatorluk arkeolojik alanından (yaklaşık MS 960 ila 1.279) çıkan tohumlardaki antik DNA analizine dayanarak, Doğu Asya’daki antik kavunların büyük olasılıkla yabani Çin bitkilerinden geliştirilmek yerine Güney Asya’dan geldiğini ve modern kavunların tatlılığından yoksun olduğunu belirledi.
Bu kavunların meyve eti rengi, büyük olasılıkla Song hanedanının estetik duyarlılıklarıyla örtüşüyordu. Nitekim bu, yöresel olarak kavun biçiminde üretilen yeşim yeşili seladon seramiklerinde de görülüyor.
Araştırmacılara göre tüm bunlar bir arada değerlendirildiğinde çalışma, kültürel damak zevklerinin ve mahsul özelliklerinin birbirini nasıl etkilemiş olabileceğine dair nadir ve çarpıcı bir örnek sunuyor. Çalışma ayrıca bilim insanlarının, tek başına makrobotanik kanıtların ya da eserlerin ortaya koyabileceğinin ötesindeki tarihsel soruları yanıtlamak için antik DNA’yı nasıl kullanabileceğinin de bir örneği.
Uzun soluklu bir zorluk
Washington Üniversitesi Sanat ve Bilim Fakültesi’nden biyolog ve yeni çalışmanın ortak yazarı Susanne Renner, 25 yılı aşkın süredir kavunları inceliyor. Renner, o dönemde, kavunların ait olduğu Cucumis cinsinin çok sayıda yabani Afrika türü barındırması nedeniyle, kavunların Afrika kökenli olduğunun varsayıldığını söylüyor.
Ancak Renner hiçbir zaman buna ikna olmadı. 2010’da, Afrika, Avustralya ve Asya’dan yaklaşık 100 Cucumis örneğine dayanan bir çalışma yayımladı. Bu çalışma, kavunun Avustralya’da ve Hint Okyanusu çevresinde, daha önce gözden kaçırılmış çok sayıda tür düzeyinde akrabası olduğunu gösterdi.
Renner, biyocoğrafi analize dayanarak, kavunların büyük olasılıkla Afrika’da değil Asya’da ortaya çıktığını anladıklarını söylüyor. Artık kavun evcilleştirmesinin, Kuzeydoğu Afrika’da bir kez ve Hindistan’da iki kez bağımsız olarak gerçekleştiği açık. Ancak arkeobotanik kanıtlar, güneydoğu Çin’de olası bir ek evcilleştirme olayına işaret ediyor.

Arkeologların antik kavun tohumlarını ortaya çıkardığı, Çin’in güneydoğusundaki bir liman olan Shuomen Gugang’ın kazı sonrası görüntüsü. C: Yufei Zhen
Bir liman alanı ipuçlarını koruyor
Renner, bir WashU Living Earth Collaborative etkinliğinde, Washington Üniversitesi Sanat ve Bilim Fakültesi’nde arkeoloji profesörü olan meslektaşı Xinyi Liu’nun yanına oturduğunda meraklandı. Liu ona, aralarında güneydoğu Çin’deki bir Orta Çağ limanının kazısında yakın zamanda ortaya çıkarılanların da bulunduğu çok sayıda arkeolojik tohumdan söz etti.
Bugünkü Wenzhou’da yer alan Gugang limanı (Shuomen Gugang), Song hanedanı boyunca kıta Doğu Asya’sını Pasifik ve Hint Okyanusu dünyalarıyla bağlamaya yardımcı oluyordu. 2024’te limanda yapılan bir arkeolojik kazı; çok miktarda porselenin yanı sıra üzüm, zeytin, liçi, kivi ve kavun gibi ithal meyveler barındıran batık gemi enkazları ortaya çıkardı.
Liu, bu batık dünyanın ortasında bir fırsat gördü. Antik genetik araştırması, bitki DNA’sının hayatta kalmasının muhtemel olduğu, olağanüstü elverişli korunma koşullarına dayanıyor. Gugang’daki suya doymuş çökeltiler de böyle bir yeri temsil ediyordu.
Kavun rotalarını ve özelliklerini izlemek
Renner; Almanya ve Birleşik Krallık’taki meslektaşlarıyla birlikte, kavunların, bölgede daha ileri araştırmayı hak eden daha eski arkeolojik kanıtlara karşın, yöresel olarak evcilleştirilmek yerine Güney Asya’dan geldiğini gösteren bir analiz üzerinde çalıştı.
Araştırmacılara göre kavunların izlemiş olabileceği iki yol var: İç Asya Dağları’nın eteklerinden ve Tibet Platosu’nun kuzey kenarından geçen kuzeydeki bir “İpek Yolu” ya da Himalayaların güney yamaçları boyunca ve güneybatı Çin’in vadilerinden geçen güneydeki bir “Çay Atı Yolu.”
Liu, diğer besin kaynaklarının hareketinin de gösterdiği gibi, her iki koridorun da tarihsel olarak akla yatkın olduğunu söylüyor. Liu, mevcut arkeolojik kanıtların daha güçlü biçimde güneydeki bir rotaya işaret ettiğini belirtiyor. Liu, Çin’deki en erken kavun kalıntılarının, güney Çin’deki Han ve Han öncesi kraliyet mezarlarından çıkarıldığını; bunların, kuzeydeki “İpek Yolu” alanlarından gelen benzer buluntulardan yaklaşık 800 ila 1.000 yıl daha eski olduğunu aktarıyor. Liu, dolayısıyla güney Çin’i Güneydoğu ve Güney Asya’yla bağlayan güneydeki bir rotayı, kavunun Çin’e erken girişi için bir aday olarak değerlendirdiklerini söylüyor.
Ekibin genomik analizi ayrıca, MS 10. yüzyıldan 13. yüzyıla dek Çin’de yetiştirilen kavun türlerine dair başka ilgi çekici gerçekleri de ortaya koydu.
Liu, renkle ilişkili özelliklerin özellikle ilgi çekici olduğunu. Bunların, bu antik kavunların büyük olasılıkla açık yeşil meyve etine ve sarı kabuğa sahip olduğunu düşündürdüğünü söylüyor. Liu, bu özelliklere sahip kavunların çoğu zaman, yüksek şekerli tatlı kavunlar olarak değil; sebze olarak, hafif tatlı bir meyve olarak ya da tohumları için tüketildiğini belirtiyor. Liu, bugün aşağı Yangtze bölgesinde, kavunu turşu ya da sebze olarak tüketme mutfak geleneklerinin hâlâ sürdüğünü ekliyor.
Liu ve Renner, bugün bile, antik DNA’sı elde edilip belirli özelliklerin evrimiyle bağlam içine oturtulmuş yalnızca bir avuç mahsul bulunduğunu söylüyor. Bunlar arasında arpa, bazı buğday türleri, pamuk, mısır ve fasulye gibi ekonomik açıdan önemli mahsuller yer alıyor.
Renner, güçlüğün, belirli özelliklere yönelik seçilime bağlanabilecek genellikle çok az sayıdaki genetik değişimde (substitüsyon) yattığını söylüyor.
Mahsul özellikleri damak zevkini yansıtınca
Liu, kavunun meyve eti renginin, Song hanedanı boyunca kültürel ve simgesel bir önem taşımış olabileceğini söylüyor.
Liu, açık yeşil rengin, hem Çin yeşiminin ince tonlu rengiyle hem de her ikisi de Doğu Asya estetik geleneklerinde çok değer verilen seladon porseleninin sırlarıyla örtüştüğünü belirtiyor. Liu, Song hanedanı boyunca, aşağı Yangtze bölgesinde ve ötesinde üretilen yeşil seladon seramiklerinin sıklıkla kavun biçiminde yapıldığını; sırların ise kavun meyve etinin yeşim yeşili tonlarını yansıttığını söylüyor.
Liu, bu tür yeşil sırlı seramiklerin; Çin, Kore ve Japonya da dahil olmak üzere Doğu Asya genelinde popüler olduğunu ve Gugang’dan çok sayıda örneğin ele geçtiğini belirtiyor. Liu, bunların, kavunun bereket ve bolluk gibi simgesel değerleri nedeniyle bölge genelinde popüler olmuş olabileceğini ekliyor.
Liu, tüm bunların bir arada, kavun özelliklerinin ve seladon estetiğinin koşut tarihsel seçilimine yansıyan, kültürel-genetik bir ortak yaşamın (simbiyoz) nadir ve çarpıcı bir örneğini temsil ettiğini söylüyor.
Washington University in St. Louis. 8 Eylül 2026.
Makale: N. Walker-Hale, et al. 2026. Proc. Natl. Acad. Sci. U.S.A. 123 (36).