Hobbit Lakaplı İnsan Türü, Bize Benzer Yürüyordu
Hobbit Lakaplı İnsan Türü, Bize Benzer Yürüyordu
Paylaş
www.arkeofili.com
Homo floresiensis’in kalça kemikleri, hobbit lakablı bu insan türünün insana benzer biçimde yürüdüğünü gösterdi.

İnsanın küçük bir akrabası olan Homo floresiensis, 2003 yılında Endonezya’da keşfedildi. C: Wikimedia Commons
“Hobbit” olarak bilinen, soyu tükenmiş küçük insan akrabası, daha önce düşünülenden bile daha insansı bir bedene sahipti ve büyük olasılıkla dik ama bir miktar yavaş yürüyordu. Antropologlar bunu, türün kalça kemiklerini inceleyerek keşfetti.
Ancak modern insana kıyasla daha ilkel bir yürüyüş biçimi ile avlanma ve pişirme becerisinin yokluğu göz önüne alındığında, bu tür Homo sapiens’ten hâlâ önemli ölçüde ayrılıyor. Dolayısıyla yeni bulgularla birlikte hobbitlerin kökeni gizemi daha da derinleşti.
Biyolojik antropolog Kristi Lewton, yalnızca kalça kemiklerine bakıldığında Homo floresiensis’in genel olarak insanlara ve diğer Homo cinsi türlerine benzediğini ve büyük olasılıkla modern insanlara oldukça benzer biçimde hareket edebileceğini söylüyor. Ancak Lewton, Homo floresiensis’in özellikle hızlı bir iki ayaklı olmadığını ve uzun mesafeler kat etmediğini belirtiyor.
Lewton ve meslektaşları; 100.000 ile 60.000 yıl önce Endonezya’nın Flores adasında öldüğünde yaklaşık 1 metre boyunda olan yetişkin bir dişi hobbit olan LB 1’in leğen kemiklerini yakından inceledi. Araştırmacılar, Homo floresiensis üyelerinin diğer Pleistosen insan türlerine mi, yoksa ünlü “Lucy” gibi daha erken australopithecine türlerine mi daha çok benzediğine dair ipuçları aradı.
Homo floresiensis’in 2003’te keşfedilmesinden bu yana araştırmacılar, bu türün üyelerinin neden bu kadar küçük olduğunu ve hangi türden evrimleştiğini anlamaya çalışıyor. Hobbitlerin iskeletleri, insansı ve australopithecine benzeri özelliklerin kendine özgü bir karışımını taşıyor. Bu da evrimsel soylarının değerlendirilmesini güçleştiriyor. Örneğin hobbitlerin el kemikleri australopithecinelerde bulunanlara daha çok benziyor, ancak omuzları ve üst kolları daha insansı.
Uzmanların Homo floresiensis’te belirlediği fiziksel özelliklerden biri, “iliak açılım” (iliac flare) olarak biliniyor. Bu terim, kalça kemiklerinin gövdenin merkezinden dışa doğru açılma derecesini ifade ediyor. Yüksek derecede iliak açılım, australopithecine anatomisiyle ve işlevsel olarak, insanlarda görülene kıyasla daha az verimli bir iki ayaklı yürüyüşle ilişkilendiriliyor. Ancak Lewton ve meslektaşlarının karşılaştığı bir sorun, insan akrabalarının “iliak açılımını” ölçmek için kullanılan farklı yöntemlerin çoğu zaman birbiriyle çelişen sonuçlar üretmesiydi.
Yeni çalışmalarında araştırmacılar; şempanze, goril, australopithecine ve hem yaşayan hem de soyu tükenmiş insan türlerine ait kalça kemiklerini karşılaştırdı. Araştırmacılar, iliak açılımın ölçülebilir bir değerini oluşturup bu türlerin leğen kemiklerine ilişkin başka ölçümler ekleyerek, LB 1’in leğen kemiğinin istatistiksel olarak Homo erectus gibi diğer Pleistosen insan türlerine benzediğini; australopithecinelerden ve maymunlardan ise farklı olduğunu buldu.
Araştırmacılar çalışmada, bu sonuçların Homo floresiensis’in büyük olasılıkla insanlarınkine belirgin biçimde benzeyen bir iki ayaklı yürüyüş biçimi kullandığını düşündürdüğünü yazıyor.
Ancak hobbit leğen kemiğinin diğer insan gruplarına benzemesi, iki ayaklılık biçimlerinin bizimkiyle tümüyle aynı olduğu anlamına gelmiyor. Aksine, araştırmacılara göre kemikler, hobbitlerin “uzun mesafeler ya da yüksek hızlarda hareket etmeyen ve bazı ağaçsıl (arboreal) davranışları da içeriyor olabilecek” bir tür olduğunu düşündürüyor.
Çalışmada yer almayan paleoantropolog Caley Orr, elde edilen sonuçların, kendi ekibinin geçen yıl yayımladığı, fosil leğen kemikleri arasında daha sınırlı bir nicel karşılaştırmayla tutarlı olduğunu söylüyor. Orr, o çalışmada da LB 1 leğen kemiğinin büyük ölçüde insansı olarak öne çıktığını belirtiyor.
Orr, yeni sonuçların erken insan gruplarının iskeletlerinin boyut ve biçiminde önemli bir değişkenlik olduğunu düşündürdüğünü; ancak bunun “hobbitlerin kökeni açısından ne anlama geldiğinin belirsizliğini koruduğunu” ekliyor.
Lewton ve meslektaşları yalnızca hobbit iskeletinin tek bir bölümüne yakından odaklanmış olsa da, sonuçlarının bu gizemli insanların nasıl evrimleştiğine dair iki temel kuramı da desteklediğini not düşüyor.
Lewton, çoğu kanıtın şu iki hipotezden birine işaret ettiğini söylüyor: Ya Homo floresiensis, Flores adasına ulaşan bir Homo erectus nüfusundan evrimleşip adaya özgü cücelik (insular dwarfism) yaşadı; ya da Homo floresiensis, farklı bir Pleistosen Homo türünün küçük bedenli, daha erken bir kolundan türedi. Başka bir deyişle, ya bir adada yaşadıkları için zamanla küçülen Homo erectus olabilirler ya da daha küçük, bilinmeyen bir Homo türünden evrimleşmiş olabilirler.
Lewton, antik proteinlere yönelik çalışmalar da dahil olmak üzere genetik analizlerin, uzmanların hobbitlerin nereden geldiği sorusunu çözmesine potansiyel olarak yardımcı olabileceğini söylüyor. Ancak Lewton, bu sorunun büyük olasılıkla yakın zamanda çözülmeyeceğini de ekliyor.
Live Science. 28 Ağustos 2026.
Makale: Lewton, K.L., Hammond, A.S., Alamsyah, N., Noerwidi, S., Sutikna, T., Skinner, M.M., Tocheri, M.W. (2026).