Ürdün’deki 3.000 Yıllık Mezarda Karabiber ve Pelin Otu Kalıntıları

Önceki gönderi

Sonraki gönderi

Kıbrıs’ta Tunç Çağı Mezarlarına Çiçekler Sunulmuş
Montreal’deki Mezarlıkta Hiç Yerli Kökenine Rastlanmadı

Montreal’deki Mezarlıkta Hiç Yerli Kökenine Rastlanmadı

Montreal’deki Mezarlıkta Hiç Yerli Kökenine Rastlanmadı

www.arkeofili.com

Montreal’deki 17. ve 18. yüzyıla ait bir mezarlıkta gömülü kişilerin DNA’sı, yerliler ile sömürgeciler arasında genetik karışım göstermiyor.

Montreal’deki Notre-Dame Bazilikası’nın (solda) ve yeni çalışmada incelenen sömürge dönemi mezarlığının bulunduğu daha eski kilisenin (sağda) bir çizimi. C: Wikimedia Commons

Montreal’deki bir mezarlıkta bulunan erken sömürge dönemine ait iskeletlerin DNA’sı üzerine yapılan bir çalışma, bu bireylerin hiçbirinin yerli kökene sahip olmadığını ortaya koydu.

Quebec’teki tarihi bir mezarlığa gömülü iskeletlerden elde edilen antik DNA, insanların yerli kökenlerine dair anlayışını değiştiriyor. Yeni bir çalışmaya göre, yaygın inanışın aksine sömürgeleştirmenin ilk dönemlerinde yerli halklar ile Fransızlar arasında evlilikler yapıldığına dair anlatıların gerçeklik payı az olabilir.

Çalışmanın başyazarı, Quebec Üniversitesi’nden biyolojik antropolog Diane Martin-Moya, Quebec’te yerli bir atayla ilgili aile hikâyelerinin çok yaygın olduğunu ve ticari soyağacı araştırmaları ile DNA testlerinin bu durumu daha da körüklediğini söylüyor. Martin-Moya, uzak veya iddia edilen Yerli kimliklerinin, aslında Yerli ulusların haklarına, kaynaklarına ve tanınma süreçlerine zarar verebileceğine dikkat çekiyor.

Martin-Moya ve ortak yazarlar, Quebec’in kurucuları hakkında daha fazla bilgi edinmek için 1683’te Montreal’de kurulan ve 1796’ya kadar Katolik mezarları için kullanılan Notre-Dame Mezarlığı’nı inceledi. Mezarlıktaki iskeletler üzerine yapılan önceki çalışmalara dayanarak uzmanlar, buraya yerli, Avrupalı, Afrikalı ya da karışık kökenli insanların gömülüp gömülmediği konusunda farklı görüşler ileri sürüyordu. Martin-Moya ve meslektaşları bu soruyu yanıtlamak için mezarlığa gömülü 45 kişinin DNA’sını dizileyerek Avrupa’dan, Batı Afrika’dan ve Amerika kıtasındaki yerli gruplardan insanların genomlarıyla karşılaştırdı.

Bulgular, yerli ve Afrikalı topluluklardan gelen insanların erken dönem Montreal’inde dışlanmış olabileceğini düşündürüyor ve iş birliği ile karma evliliklere dair yaygın anlatıya meydan okuyor.

Martin-Moya, örneklemlerinin küçük olduğunu ve tek bir mezarlıktan geldiğini, dolayısıyla bunun bu tür birlikteliklerin hiç yaşanmadığını göstermediğini vurguluyor. Bu sonuç yine de günümüz Fransız Kanadalılarında yerli kökeninin çok sınırlı olduğunu düşündüren soy ağacı ve genetik çalışmalarıyla örtüşüyor.

Araştırmada yer almayan, Dartmouth Koleji’nden moleküler antropolog Raquel Fleskes’e göre bu mezarlık grubunda Avrupalı, Afrikalı ve yerli topluluklar arasında genetik karışım görülmemesi, sömürge dönemindeki nüfus ilişkilerine dair bir bakış açısı sunuyor. Fleskes’e göre bu bakış açısında, genetik olmayan etkileşimler muhtemelen var olsa da biyolojik ilişkilere rastlanmıyor.

DNA, araştırmacıların birden fazla kuşağı kapsayan birkaç genetik soy bulmasına yardımcı oldu. Ancak mezarlar mezarlığın farklı alanlarına dağılmıştı. Bu da mezarların aile parselleri hâlinde düzenlenmediğini düşündürüyor. Fleskes’e göre bu bulgu, 17. yüzyılda Montreal’deki insanların ölülerini katı biyolojik akrabalık bağlarıyla belirlenmeyen bir şekilde gömmüş olabileceğini gösteriyor.

Tek Bir Mezarlık, Pek Çok Olasılık

Martin-Moya, yeni çalışmanın sonuçlarının sömürge dönemi Montreal’inin tamamı için geçerli olmayabileceğinin altını çiziyor. Bu örneklemde yakın döneme ait yerli ya da Afrikalı karışımı tespit edilmemesi, yerli ya da Afrika kökenli insanların kentte bulunmadığı anlamına gelmiyor.

Martin-Moya ayrıca biyolojik kökenin tek başına yerli aidiyetini belirleyemeyeceğini, çünkü bu aidiyetin kan ya da DNA’ya değil, akrabalık, topluluk ve toprakla kurulan ilişkilere dayandığını ekliyor.

Mezarlığın zaman içinde farklı biçimlerde kullanılması da bulguları etkilemiş olabilir. Çünkü yeniden gömmeler ve daha sonraki kentsel gelişim, önceki mezarları bozmuş ya da yok etmişti.

Kilisenin içine gömülenler, yani çoğunlukla din adamları ve daha varlıklı kent sakinleri, mezarlarından çıkarılıp başka yerlere taşınmaya daha yatkındı. Kentin daha yoksul sakinleri ise kilisenin dışına gömülmüş ve genişleyen kentin altında daha da derinde kalmıştı. Bu da çalışmadaki iskeletlerin alt sınıftan Fransız sömürgecilere ait olabileceği anlamına geliyor.

Arşiv kayıtları, bazı yerli insanların daha 17. yüzyılda Montreal’deki Katolik mezarlıklarına gömüldüğünü gösteriyor. Martin-Moya, ancak zamanla yerli toplulukların topraklarına el konulması ve misyonların kent merkezlerinden uzaklara taşınması yoluyla sömürge kentinden giderek daha fazla ayrıldığını açıklıyor. Bu toplulukların ölüleri büyük olasılıkla kendi topluluklarında gömülüyordu. Hem yerli hem de Afrikalı köleleştirilmiş insanlar ise çoğu zaman onları köleleştirenlerin mülklerine ya da yoksullar için ayrılmış mezarlıklara gömülüyordu.

Martin-Moya’ya göre çalışmanın sonuçları, Quebeclilerin hiç yerli atası olmadığı ya da Fransız yerleşimciler ile yerli halklar arasındaki ilişkilerin yalnızca düşmanca olduğu anlamına gelmiyor. Bu ilişkiler karmaşıktı ve ittifakları, ticareti, çatışmaları ve zaman zaman aile bağlarını da içeriyordu.

Martin-Moya, sonuçlarının bu tür bir köken var olduğunda bunun bağlamı içinde değerlendirilmesi gerektiğini düşündürdüğünü söylüyor. Martin-Moya’ya göre 300 yılı aşkın süre önce yaşamış tek bir ata, günümüzde bir kişi hakkında, yerli bir aile, topluluk ya da ulus içinde yetişmiş olmakla aynı şeyi söylemiyor.


Live Science. 14 Ekim 2026.

Makale: Martin-Moya, D., Grenier, J. C., Lanigan, L. T., Pelletier, J., Irving Pease, E. K., Racimo, F., … & Ribot, I. (2026). Proceedings of the National Academy of Sciences, 123(42), e2523026123.

 

Bloga dön

Kazı Notları’na Katılın

Yeni kitaplar, dergi sayıları ve arkeoloji dünyasından seçmeleri kaçırmayın.

Sosyal Medya